Sosyal Medya İletişimi,

Sosyal Medyada Mahremiyet

sosyal-medyada-mahremiyet

Birçok insanın hem rahatsız olup hem de gönüllü olarak var olduğu sosyal medyada mahremiyetten önce dillendirmemiz gereken konuların başında neden burada olduğumuz geliyor.

İnsanların neden sosyal medyada olduğunu anlarsak, neden mahremiyet duygusunun arkasına saklanmak istediğini de anlayabiliriz. Yıllar önce mIRC’ ta ilk defa bir chat odasına kayıt olduğum günden bugüne kadar tüm sosyal ağlarda kendi irademle bulunuyorum.

Her şeyin başı merak duygusu

Facebook ve Twitter’a kaydolduğumda ise ilk yaptığım şey hemen birkaç güzel fotoğrafımı koymak, kişisel bilgilerimi ekleyip ve nerede, ne yaptığımı yazmak olmuş. Üstelik bunları İngilizce yazmışım. Gülüyorsunuz değil mi? At work ve at home kelimelerini görünce ben de çok gülmüştüm.

Sizi takip eden kişilerin ilk yaptığı şey temel bilgilerinize ve fotoğraflarınıza bakmaktır, eğer onlar için ilgi çekiciyseniz, onların meraklı bakışlarının hedefindesiniz demektir. Unutmadan artık sizde sosyal medya ile sahip olduğunuz o tuhaf özgürlük duygusu içinde merak duygusunun esiri ve neferisiniz!

Arkadaşlarımız ve ailemizle iletişim kurmak amacıyla adım attığımız sosyal ağlarda kısa zamanda gözetleyen ve gözetlenen insanlar olup çıkıyoruz. Böylece sosyal medya merak kültürünü geliştirdiği gibi internette var olan, birçok farklılığa sahip toplumlarında ortak bir kültürü olmasını da sağlıyor.

İnsan var olduğu ilk günden beri içinde olduğu merakı sayesinde denetimli öğrenme sürecinin ötesinde bu defa denetimsiz fakat kayıt altındaki özgür bir alana sahip oluyor.

 

Meraklıdan ötesi narsist bireyler

Fotoğraflarımızı, beğenilerimizi, satın aldıklarımızı, yediğimiz içtiğimiz şeyleri, bulunduğumuz yerleri, özel ilişkilerimizi ve daha birçok şeyi paylaştığımızda beğenilmek hepimizin hoşuna gidiyor. Mutlaka çevrenizde arkadaş / takipçi sayısıyla övünen insanlar ya da paylaştığı bir yazının onlarca kez paylaşılmasından mutlu olanlar olmuştur. Kendimden bir örnek, bende yayınlanan yazılarımın okunması, beğenilmesi ve paylaşılmasından çok mutlu oluyorum.

 

Hepimiz teşhirci, hepimiz medyayız!

Sosyal medyadan önce teşhirin en uç noktası çıplaklıktı. Gazete ve televizyonlarda yer alarak ünlü olmak isteyenler dışında bunu ancak yatak odasında görebiliyorduk.

Sosyal medya ile daha çok insan tarafından beğenilmek ve takip edilmek uğruna yediğimizi, içtiğimizi, gezdiğimiz yerleri, vücudumuzu, bacaklarımızı ( sesli güldüm ) paylaşarak hepimiz kendi hayatını teşhir eden ve kendi izlenme ağını genişletmeye çalışan birer medya haline geldik.

Bundan bir yıl kadar önce yayınlanan bir yazımda da dediğim gibi ve yukarıda anlattığım nedenlerle sosyal medyanın kitlesel olmayan iletişim aracı olduğunu düşünüyorum.

 

Merak, Narsisizm ve teşhire rağmen mahremiyet isteği

 

Mahremiyet isteğinin doruklara ulaşmasının nedenlerine gelince;

Sevgilim eski sevgilimle olan yazışmalarımı okursa?

Eşim onu aldattığımı anlarsa?

Patronum iş dedikodularımı okursa?

Hükümeti eleştirdim başıma bir şey gelirse?

 

Ve daha onlarcasını saymak mümkün, içinde yüksek bir egoizm ve narsisizm barındıran bu büyük kaybetme korkusu, mahremiyet istediğinin dillendirilmesinin en başında gelen örneklerini bu şekilde sıraladım ve sanırım buna kimsenin bir itirazı olmaz!

Diğer nedeni ise sosyal ağ hesaplarımızda otomatik olarak kaydedilen bilgilerimiz ve paylaşımlarımızın detaylarının reklam verenler tarafından kullanılması olarak gösteriliyor. Yani fotoğraf çekmeyi seviyorum diye Facebook’ta ilişkili reklamlarla karşılaşmamdan bahsediyorum. Ben bunu seviyorum, çünkü ilgimi çekmeyen şeyleri ekranımda görmek istemiyorum. Gazete ve televizyon gibi klasik medya araçlarında seçim hakkınız yok bu nedenle sosyal medyada gördüğünüz reklamlar değer kazanıyor.

Bu açıdan baktığımızda sosyal medya üzerinde kayıtlı olan bilgilerimizin bize doğru reklam olarak dönmesinden mahrum kalmamalıyız diye düşünüyorum.

Sosyal medya kullanıcılarının mahremiyet isteği bu kadarla sınırlı değil bir de merak, narsisizm ve teşhir duygusunun çok ileri seviyesinden olanlardan oluşan yani kimliğini gizleyen, kurgu hayatlara sahip olan kullanıcıların olduğu sayıca çok olduğunu düşündüğüm bir grup var.

Bu grup herkesçe ya da çevresince bilinen kimliği ile açıkça yaşayamadığı fakat iç dünyasında fırtınalar kopan insanların, sosyal medya yoluyla başka kimliklere bürünmesi ve bunun ortaya çıkmasını asla istemeyenlerden oluşuyor.

Gerçekte erkek bir Facebook kullanıcısının kendisini lezbiyen bir kadın gibi tanıtması, sosyal medyada öyle yaşaması…

 

Ekonomik olarak orta sınıf bir kadının sosyal medyada zengin bir kadın gibi yaşaması…

15 yaşında bir ergenin kendini yetişkin gibi göstererek Twiiter’da var olmasını…

Örnek gösterebilirim, eminim bu örnekleri okuyunca tanık olduğunuz örnekler aklınıza gelmiştir. Onları asla yargılamıyorum, haklı olabilirler.

 

Anlatmaya çalıştığım bütün bu nedenlerle sosyal medyada varlığımızı sürdürürken tamamen ticari amaçlarla kurulmuş, güçlü ve kuralları belirleyen Google, Facebook ve Twitter gibi aktörlerden taahhüt etmedikleri gizliliği istemek ya da bunu devletten beklemek samimi olmasa gerek diye düşünüyorum.

Sosyal medyadan mahremiyet istemek yerine yazdıklarımızdan ve paylaştıklarımızdan sorumlu olarak internetteki bireysel varlığımızı sürdürmemiz gerektiğine inanıyorum.